Güven Duygusu ve Kamu Yönetimi

Güven kelimesi, gündelik konuşma dilimizde oldukça yaygın kullanılan kelimelerden birisidir. Türkçe Sözlüğe (TDK'ye) göre güven kelimesinin anlamı şu şekildedir: "Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, itimat". Güven duyma ihtiyacı insanın en temel ihtiyaçlarından birisidir. Güven duygusu, bireysel, toplum ve siyasal açıdan önemlidir.

Yazının başlığını oluşturan, Güven Duygusu ve Kamu Yönetimi arasında sıkı bir ilişki vardır.

Kamu yönetimini görünen yüzünü oluşturan kamu kurumları politikaların uygulanmasında sorumludurlar. Kamu kurumlarının insana verdiği hizmetin niteliği, personelin tutum ve davranışı, halkla iletişimi, sorunlar karşında takındığı tavır insanların güven duygusunu etkilemektedir.

***

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca geçen yılın Kasım ayında yaptığı açıklamalarda, Türkiye'nin Covid-19 aşısı ile ilgili ilk anlaşmaları yaptığını ve  Aralık - Ocak ve Şubat aylarında 50 milyon doz Sinovac aşısının ülkeye geleceğini ifade etti.

Ocak ayının ortasında gide gele 3 milyon doz aşı geldi. Bu aşıların 3. Faz sonuçlarının etkinliği hakkında konunun uzmanlarının kuşkuları hepimizin kafasını karıştırdı.

Gerek Sağlık Bakanı gerekse bilim kurulu pandeminin başında beri sergiledikleri dağınıklık (vaka sayısı, ölüm sayısı vb. gibi), tarafgirlik (iktidar parti toplantılarına /açılışlarına ve kayak merkezlerine ses çıkar(a)mazken muhalif toplantılar ve protestolar engellenmiş) ve tutarsızlıkları (her açıklama bir öncekini geçersiz hale getirmiş) halkın bunlara güven duymasını engellemiştir.

***

Uzak olmayan yakın bir geçmişte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi'nin gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül hakkındaki  kararını eleştirmiş ve "Verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum" diye tepkisini göstermişti.

Dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, "Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları herkesi ve her kurumu bağlamaktadır" demişti.

Dünden bugüne değişen bir şey oldu mu? Elbette, hayır. Dün, herkesi ve her kurumu bağlayan AYM kararlarına duyulmayan saygı, bugün  ilgili kurum ve kişiler tarafından ciddiye bile alınmadı.

CHP İstanbul Milletvekili, gazeteci Enis Berberoğlu, MİT TIR'ları davasında, görüntüleri gazeteci Can Dündar'a vermekten

suçlu bulunarak 13 Haziran 2017 tarihinde 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve milletvekilliği 4 Haziran 2020 tarihinde düşürüldü.

Bunun üzerine Enis Berberoğlu, "hak ihlali" iddiasıyla AYM'ye bireysel başvuru yaptı. Yüksek mahkeme oybirliğiyle "hak ihlali var" dedi. İlgili yerel mahkeme kararı uygulamadı.  Berberoğlu, ikinci kez AYM'ye başvurdu ve mahkeme yine "hak ihlali var" dedi. Yerel mahkeme AYM kararını yine uygulamadı.

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, "AYM'nin verdiği kararlar bağlayıcıdır. Kararlar uygulanmak için vardır" dedi. Demesine dedi, ama AYM'nin Enis Berberoğlu kararını yerel mahkeme ciddiye değil, dikkate bile almadı.

Aynı adalet mekanizması İstanbul BB ve Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin pandemi döneminde sıkıntı yaşayan halka yardım paralarını bloke etti. Bu belediyelerin geçmiş döneme ilişkin yolsuzluk iddialarını yayın yasağı getirdi.

Gazetelerin yazdığına göre, "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) nin 2020 bilançosuna göre, ifade özgürlüğünü ihlalden en çok mahkum olan ülke Türkiye. AİHM'e yapılan dava başvurularında Türkiye, Rusya'dan sonra ikinci sırada yer aldı.

Türkiye'den gelen başvurulardaki artışın daha ziyade Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) adil yargılanma hakkıyla ilgili maddesi temelinde yapıldığına dikkat çekti."

Bu ve benzeri onlarca olaydan sonra yargıya güven duymak ne kadar gerçekçi?

***

Belediyeler yani yerel yönetimler geçmişten günümüze geçen tarihsel süreç içinde yerel halkın ihtiyaçlarına cevap verebilmek için  ortaya çıkmıştır. Aradan geçen zaman içinde belediyelerin yerel sorunların çözümü, yönetime halkın katılımı ve verimlilik  konularında tartışmaların ardı arkası kesilmemektedir.

Ayrıca belediyelerin iş yapma (karar alma ve uygulama) süreçlerinde çıkar ilişkilerinin yoğun yaşanması, belediye kaynaklarının verimsiz ve amaca uygun kullanılmaması, ranta dayalı, estetik duygusundan yoksun bir kentleşme planlaması, dedikodu ve yolsuzluğun bol olduğu bir yerel yönetime halkın güven duyması olası değildir.

Yerel yöneticiler ellerine mikrofonu aldıklarında aklınıza gelen her konuda mangalda kül bırakmazlar. Yönettikleri belediyelerde tek adam yönetimi hakimdir. Ekip çalışmasına yatkın değiller, dünyaya bakışları dar, uygulamaları sınırlı ve estetikten yoksundur. Oğlu, damadı, gelini, karısı, kardeşi yani ailece işin içinde olmayı seviyorlar. Hepimiz çevremizde bunların bol bol örneklerini görebiliriz.

"Efeler Mesut Olacak" diye  ortalıkta dolaşanlar kimi mesut etti? Ya hesap soracağım diye gelen "Efelerin Fatih'i", gidenle gelen arasında fark var mı?

Birçok banka kapandı. Kapanan bankalardan birisi de Osmanlı Bankası'dır. Bu bankanın çok güzel bir reklamı vardı: Yok aslında birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankasıyız."

Giden eski milletvekili gelen eski milletvekili, geçmişi ve geleceği paylaşmışlar. Sanırsınız kamu yönetim koltukları babalarından kalma miras malı.

Birbirinden farkı olmayan, yönettikleri kurumları aile çiftliğine çeviren, hakkında yolsuzluk söylentileri ayyuka çıkan, dün söylediklerini bugün unutan yerel ya da merkezi yöneticilere güven duygunuz olur mu?

***

Çevremizde neler olup bittiğini bilmek, yaşananları öğrenmek, içinde yaşadığımız şehri, ülkeyi ve dünyayı anlamak önemlidir.

Basın özgürlüğü sadece basın mensupları için değil hepimiz için gereklidir.

Basın özgürlüğü için titizlenen basın mensupları  Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir, ama geçen zaman içinde yazılı basın ciddi bir tiraj kaybı ve güveninirlik sorunu yaşamaktadır.

Yazılı ve görsel basının büyük bir bölümünün yaşadığı tiraj kaybı ve güveninirlik sorununda, "Gazetecilikte temel işlevi, gerçekleri bulup bozmadan, abartmadan kamuoyuna yansıtmak olduğunu göz önünde" tutup tutmadığını dikkate almak lazımdır.

***

Eğitim, devletin temel görevlerinden biri olması herkes tarafından kabul edilmiştir. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Çocuk Hakları Sözleşmesi ve anayasada da  “Her çocuğun parasız, temel eğitim hakkı bulunduğu” kabul görmüştür. Yasalarda, uluslararası sözleşmeler veya bildirgelerde kabul edilen parasız eğitim hakkı uygulamada  var mı?

Özellikle pandemi sürecinde Milli Eğitim Bakanlığı'nın uygulamalarına, açıklamalarına ya da süreci yönetimine güven duyan var mı?

Bu soruya çocuğu, torunu, yakını öğrenci ve eğitimci olanların cevabı nedir?

***

Bu ve benzeri binlerce örneği (insana, aşka, kamu kurumlarına, siyasilere, yerel yöneticilere ve yaşama dair  örnekleri) arka arkaya sıralayabiliriz.

Güven duygusu her türden birlikteliğin ön koşuludur. Bugün içinde yaşadığımız toplumda insanlara ve kamu kurumlarına  güvenmeden yaşamak mümkün mü, evet mümkündür.

Bu türden bir yaşam, insan doğasına uygun mudur? Elbette, hayır.

Unutmadan, "Güven göz yaşına benzetilir gözden düştüğü an tekrardan yerine gelmez."

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Veli Yalçın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydın markaları

Gazete Aydın, Aydın'la özdeşleşen markaları ağırlıyor

+90 (552) 256 19 23
Reklam bilgi

Anket Hükümet tarafından alınan koronavirüs tedbirlerini ve bu konudaki hassasiyetini yeterli buluyor musunuz?